HEKİMTÜRK TV

6 Mart 2017 Pazartesi

İSMAİL GÜNER "GÜNÜMÜZ ATAERKİL DÜZENDE; KADIN ÖZGÜRLÜĞÜNE DAİR KAFAMDA BAZI SORU İŞARETLERİ VARDI"

GÜNÜMÜZ ATAERKİL DÜZENDE; KADIN ÖZGÜRLÜĞÜNE DAİR KAFAMDA BAZI SORU İŞARETLERİ VARDI...
İSMAİL GÜNER
Genel olarak tüm toplumlarda, özel olarak da Mezopotamya ve Anadolu toplumlarında, insanlığın tek yönlü gelişimi zararlı ve yıkıcı etkiler gösterir. Bunun nedenleri araştırıldığında kadınlara din eksenli yaklaşımlardan kaynaklı bir sorun olduğu ortaya çıkar.
Kadın sorununa daha derinlikli yaklaşıldığında, biyolojik bir cins olmanın ötesinde kadının erkeğin hizmetini gören, ona kul-köle olan, görevinin çocuk emzirmek, kocasının şehvetini gidermekten ibaret olduğu görülecektir.
Dolayısıyla Mezopotamya ve Anadolu erkeği hâlâ bundan bin dört yüz sene önceki ortaçağ zihniyetini gütmektedir.
Kadınların örtünmeleri ve eve kapatılmalarının tek nedeni erkeğin ilkel kıskançlığından başka bir şey değildir!
Konuyu biraz açarsak:
“Kadınlara danışmak lâzım fakat dediklerinin tersini yapmak şarttır,” şeklindeki söylemler yanında; “kadının sözü ile hareket eden erkekler için yarım oldukları ve hiçbir hükmü bulunmayacağını” belirtmektedirler…
“Kadınlar aklen ve dinen dûn (aşağı) yaratıklardır…
“Erkeğin payı, iki dişinin payı kadardır… Erkeğe kadına nispetle iki pay verilir…”
“Serkeşlik (itaatsizlik, inatçılık) etmelerinden endişelendiğiniz kadınları dövün…”
“Benden sonra erkekler için kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmadım…”
“Size doğru bir kadının geldiğini gördüğünüz zaman bilesiniz ki size yaklaşan bir şeytandır.”
“Bir kadınla bir erkeğin baş başa bulundukları yerde şeytan üçüncü kişi olarak yer alır”
Buna benzer birçok örnek sıralanabilinir.
Bu yukarıdaki saydıklarım semavi dinî kitabelerin hadis veya ayetlerinden örneklerdir.
Buna rağmen, günümüzde kadın tarafından evden kovulan erkek, kadının yuvasını terk etmesi ve bunu özgürlük adına hâlâ tasavvur ediyorlarsa eğer, korkunç bir toplumsal yıkımla karşı karşıyayız demektir.
20 yıldır yaşadığım İsviçre de ve kadın haklarının gereğinden fazla olmasından ötürü, boşanmalar hızla artmakta ve ebeveynlerin ayrı yaşama seçeneğinden dolayı henüz yetişkin olmayan çocukların ağır travmalarla büyümesine sebep olmaktadır.
Sorunun kaynağına inip neden bir sorun olarak ortaya çıktığını geniş bir şekilde araştırdığımız zaman, bütün nedenleriyle birlikte incelediğimizde sosyal, ekonomik bir neden olmadığı; asıl nedenin bir zihniyet sorunu olduğu ortaya çıkmaktadır…
İşte, bu sığ zihniyet sonucudur ki; Mezopotamya ve Anadolu coğrafyasındaki kadınlar gücüne güvenemeyen, kafasını kendi omuzları üzerinde taşıyamayan, ayakları üzerinde duramayan, özgür bir varlık olarak kendini gerçekleştirmeye cüret edemeyen, ancak durumundan da memnuniyetsiz bir kişiliğin “dırdırcılık” boş konuşmak ve şikâyet dışında bir duruş geliştirmesi mümkün değildir.
Kadın bu geleneksel feodal duruşuyla sorunlarına çözüm gücü, kendi yaşamı hakkında karar gücü olamaz.
Gün geçmiyor ki, medya ekranlarına yansıyan ve basın sayfalarında aylık, yıllık çetelesi tutulan erkek ve kadın intihar haberleri duymayalım. Bedenini pazarlayan ya da reklam aracı olarak kullanan kadın haberleriyle karşılaşmayalım, şu kadar kadın cinayetini duymayalım, şu kadar kadın tecavüzü yaşandığı işitilmesin vs. bütün bu yaşananların esas nedeni; kadının eril egemen toplumdaki erkeği dönüştürmede basiretsiz olmasından kaynaklıdır.
Bir kadın sorunları aşmak için, başta eğitimle okuyarak ve araştırarak, ayrıca yetiştirdiği erkeği dönüştürerek, özgürlük ve eşitlik düzeyini elde edebilir.
Bir aile ne kadar yoksul olursa olsun, eğer çocuk, anne ve babadan güven ve ilgi alarak büyüyorsa; maddi imkânsızlıklar ne olursa olsun olumlu bir kişilik edinebilir.
Geleceğin katillerinin yetişmesini engellemek için ailelere de büyük sorumluluk düşüyor. Çocukluk döneminde ailece eksik bırakılan her şey büyüyünce kişilikte bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Hatta son dönemde örneklerini çokça gördüğümüz şiddet, intihar, bir cinayet, vahşetin çeşitli biçimleri olarak bunun sonuçlarıyla karşılaşabiliyoruz. Irkçı, eril ve dini muhafazakâr iktidar zihniyeti toplumda bu biçimiyle yansımasını buluyor.
Türkiye’de hayatın artık geneline sinmiş olan bu despotik ve saldırgan eril tahakkümün gidişatına aşinayız adeta. Gün geçmiyor ki, medya ekranlarına yansıyan ve basın sayfalarında aylık, yıllık çetelesi tutulan kadın cinayetleri, tecavüz, şiddet, taciz olayları ve intihar haberleri duymayalım.
Bütün bu yaşananların esas nedeni; eril tahakküm zihniyetli erkeğin dönüştürülmesi ve cezalandırılmasındaki basiretsizliktir. Cezalandırma bir yana devletin yasaları ve politikalarıyla olabildiğince cinayet ve şiddet zanlılarını koruduğunu görüyoruz.
Dolayısıyla, Avrupa’nın çağdaş ortak değerlerini benimseyememiş bazı insanlar, işgücüne tek başına gidip gelen kadın için “Kadınlar çalışma hayatına dâhil olduktan sonra evlilikler bozuldu, aileler daha kolay dağılmaya başladı” diye sözler sarf etmektedir.
Günümüzdeyse asıl üretim alanına dâhil olmayan kadınlar durmadan boşanıyor.
Hâlbuki insan emek süreciyle insan olmuştur.
Dolayısıyla en çok bu doğrultuda emek üretmesi gereken kadın kısmıdır.
İster kabul edelim ister etmeyelim.
Deniliyor ki, “kadının evde yüz tane işi, erkeğin dışarıda bir işi vardır.”
O hâlde bu küresel kapitalist dünyadaki anlayışsız zalim eril zihniyete karşı kadının kendisini ve çevresini yılmadan örgütlemesi lazım!
Kadınlara yönelik sorunların çözümlenmesinde bunun öğretimle bir ilgisi yok, temel eğitim ile doğrudan ilgisi var.
Kadın toplumsal yaşamın öznesidir.
Her şeyden önce kadın erkeğin anası olarak ilk besleyeni, terbiye edeni, erkeğe nitelik ve kişilik kazandırarak karakterini belirleyendir.
Demem o ki, bir ailede, bir toplumda, bir ülkede hayatı beraber sürdüren çiftlerden erkeğin davranışları olumluysa eğer, o aile, o toplum ve o ülke kadını; eşit ve özgür yaşadığını pekâlâ görebiliriz.
Temel ilke olarak cinsler; erkek veya kadın eşittir.
Yaşamın tüm alanlarında eşit olmalıdır.
İnsanlığın varoluşundan itibaren kadın ve erkek iki cinsin eşitliğine doğru temelde yaklaşan Alevi öğretisinde en iyi şekilde temsilini görebiliriz.
Günümüzde Halkların Demokratik Partisi (HDP)’nin oluşturduğu eşbaşkanlık sisteminde de bunun temsilini görebiliriz.
Kadın özgürlüğünden dem vuranlar şunu iyi bilsin ki; 
ERKEK ÖZGÜRLEŞTİRİLMEDEN KADIN ÖZGÜR OLAMAZ. 
Diyorum!..
İsmail Güner

19 Aralık 2016 Pazartesi

TAŞ DEVRİ DİYETİ KALP KRİZİNİ ÖNLÜYOR

TAŞ DEVRİ DİYETİ KALP KRİZİNİ ÖNLÜYOR!..
Araştırma, 8 hafta boyunca tamamen Paleo diyeti (Taş Devri insanının o dönemde ki beslenme tarzı) ile beslenmenin kalp krizi geçirme riskini büyük ölçüde azalttığını ortaya koydu.
ABD'deki Houston Üniversitesi'nin gerçekleştirdiği bir araştırma, 8 hafta boyunca tamamen Paleo diyeti (Taş Devri insanının o dönemde ki beslenme tarzı) ile beslenmenin kalp krizi geçirme riskini büyük ölçüde azalttığını ortaya koydu.
Araştırmacılar, Paleo diyetinin damar tıkanıklarını ortadan kaldırmada önemli rol oynadığının altını çizerek, söz konusu diyetin vücut sağlığına kısa sürede büyük katkı yaptığının altını çizdi. Detayları önümüzdeki hafta gerçekleştirilecek Dünya Kalp Hastalıkları Konferansı'nda açıklanacak Paleo diyeti, meyve-sebze, yağsız et, deniz ürünleri, yemişler ve zeytinyağı gibi besinlerin tüketilmesini içeriyor. 'Mağara dönemi beslenmesi' diye de adlandırılan diyette süt ürünlerinden uzak durulurken, pilav, makarna, fast food ve tatlı gibi gıdaların tüketilmemesi öneriliyor. Ekmeğin yasak olduğu bu diyette mısır ve patates gibi şeker oranı bakımından yüksek olan besinlerden de uzak duruluyor.

23 Kasım 2016 Çarşamba

PSİKODER: "Evdeki Terörü Durduracak Kitap!"


Evdeki Terörü Durduracak Kitap!

Psikoterapi, aşk, evlilik, yakın ilişkiler ve cinsellik konularında yazdığı kitaplarla binlerce okuruna umut ışığı olan Psikoterapist Cem Keçe, eşi EFT ve NLP Uzmanı Merih Keçe ile birlikte kaleme aldığı 21. kitabı KADINCA ile ev terörünü durdurmayı, kadını özgür ve gerçek kimliğiyle tanıtarak ve en açık haliyle anlatarak, toplumsal alanda özgürleştirmeyi hedefliyor.
MUTLU KADIN MUTLU TOPLUM...
Mutlu insan, mutlu toplum demektir. Mutsuz insan ise terörize olmuş bir toplumu meydana getirir. Toplumsal mutluluğun ve huzurun anahtarı ise, ilişkisinde ve yaşayışında mutlu ve huzurlu olan, tam manasıyla anlaşılabilmiş kadındır. Mutlu kadın, müreffeh, mutlu, huzurlu ve terörden uzaklaşan toplum demektir. Toplumsal kimliği oturmamış, erkek tarafından doğru algılanmamış, dili çözülmemiş kadın mutsuzdur. Mutsuz bir anne ve mutsuz bir eş olarak kadın önünde sonunda toplumun genelini etkileyecektir. İşte bu noktada, içeriğiyle türünün tek örneği olmaya aday olan KADINCA, önemli bir rolü üstlenerek, okuyucusunun kadın olgusu hakkındaki yanlış bilgilerini, bilimsellik ışığında gerçeğe ve doğruya dönüştürmeyi hedeflemektedir. 
ÇOK ÖZEL VE FARKLI DİLLER: “KADINCA VE ERKEKÇE”
Kadınlar ve erkekler birbirlerinden hem fizyolojik hem de psikolojik olarak farklıdırlar ve bu farklılıkları hayatın her anına yansıtırlar. Kadın da erkek de bu farklılıklarından doğan iki dili kullanırlar: “KADINCA ve ERKEKÇE…” Ancak yaşam içinde karı-koca, anne-oğul, baba-kız, iki arkadaş ya da sevgili olarak çeşitli roller içinde iletişimde olan kadın ve erkek, farklılıklarını algılamadıklarından, aynı dili konuşmadıklarından, bu yüzden de doğru iletişimi kuramadıklarından dolayı çatışma içine girerler.
KADINLARI ANLAMA REHBERİ: “KADINCA”
Yıllar süren psikoterapi, cinsellik, evlilik ve çift ilişkileri çalışmalarıyla tanınan ve bugüne kadar yüzlerce danışanının sorunlarını çözme başarısı gösteren ünlü Psikoterapist Cem Keçe, bu çatışmalara bir son vermek ve kadınla erkeği ‘barıştırmak’, birbirlerini anlamalarını sağlayabilmek için ERKEKÇE kitabını yazarak erkeklerin dünyasını kadınlara açtı. Keçe serinin devamında şimdi de eşi EFT ve NLP Uzmanı Merih Keçe ile birlikte kadınların dünyasını erkeklere anlatmak için KADINCA’yı kaleme aldı.
PEKİ NEDEN KADINCA?
Psikoterapi ve Psikoterapistler Derneği (PSİKODER) psikoterapistlerinin her çiftin okumasını tavsiye ettiği “KADINCA” adlı bu eşsiz eserle, kadınların dilini anlamak, kadınların iç dünyalarını keşfetmek, kadınların kendilerine aynadan bakmasını sağlamak, erkekler için ‘Kadınlar ne isterler?’ sorusunu yanıtlamak, kadınların dünyaya nasıl baktıklarını ve mantıklarının nasıl işlediğini irdelemek, kadın olmanın tüm ayrıcalıklarını okuyucusuna tüm açıklığıyla anlatmak için yazıldı.
KADINA DAİR HER ŞEY VE DAHA FAZLASI İÇİN...
Keçe çiftinin birlikte kaleme aldığı bu eser, erkeklerin kadınlara olan bakış açılarını değiştirecek, ilişkilerdeki açmazlara yönelik çözümler geliştirilebilecek, kadınların daha iyi tanınmasını ve algılanmasını sağlanacak, Türkiye’de A’dan Z’ye kadının kimliğinin doğru okunmasına katkı verecek, kadının ve erkeğin birbirini daha iyi anlamasından doğacak mutlu, keyifli, sağlıklı ve uzun ömürlü ilişkiler kurulabilmesini kolaylaştıracak bilgilerle dolu. KADINCA ve ERKEKÇE kitapları ile mutsuz ve monotonlaşan ilişkilerin geçmişte kalması mümkün...
-----------------------------------------------------------------------------------------------
5 Kasım 2014 Tarihli ve 29166 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olan 6563 Sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun 1 Mayıs 2015 Tarihi İtibari İle Yürürlüğe Girmiştir. 6563 Sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda; Ticari elektronik iletiler, alıcılara ancak önceden onayları alınmak kaydıyla gönderilebilir. denildiğinden, PSİKODER olarak önceden almış olduğumuz eğitim ve bilgilendirme kayıt formları ile bu izinleri almış bulunmaktayız.

Buna göre PSİKODER size göndereceği bilgilendirme ve hatırlatma mesajlarını almayı kabul etmiyorsanız aşağıda göreceğiniz (listeden çıkış) bağlantımıza tıklamanız yeterlidir.

Aşağıdaki linki tıklamamanız halinde yasa gereğince zımnen izin verdiğiniz kabul edilecektir. 

PSİKODER
Türkiye Psikoterapi ve Psikoterapistler Derneği

23 Eylül 2016 Cuma

ESRAR’IN (MARİJUANA) HAM MADDESİ OLAN KENEVİR HAKKINDA ÇOK İLGİNÇ & ÇOK ENTERESAN 18 BİLGİ‏!..

ESRAR’IN (MARİJUANA) HAM MADDESİ OLAN KENEVİR HAKKINDA
ÇOK İLGİNÇ & ÇOK ENTERESAN 18 BİLGİ‏!..
Dünyanın En Önemli Endüstriyel Bitkisi İken; Bazı ülkeler ile özellikle Türkiye Cumhuriyetinde Üretimi Yasaklanan Kenevir Hakkında 18 Çok İlginç Bilgi:
Kenevirin üretimi ve satışı, dünyanın bazı ülkelerinde tamamen yasaklıdır; bazılarında ise kısıtlı olarak yapılabilmektedir. Türkiye de, kenevirin yasaklı olduğu ve uyuşturucu sınıfında yer aldığı ülkelerden biri. Dolayısıyla kenevir deyince, sizin de aklınıza sadece “marijuana” geliyor olabilir; üzülmeyin çünkü suç sizde değil.
Peki eski tarihlerde üretimi yaygın olan ve hatta Amerika’da üretimini yapmayan çiftçilerin hapse atılmasına neden bu bitki, niçin bizim düşmanımız? Kenevir bize ne etti? Bu sorunun cevabını vermeden önce, kenevirin hiç bilmediğiniz faydalarına bir bakalım:
Neden yasaklandığı yazının en altında açıklanıyor okuyunuz
1. Bir dönümlük kenevir, 25 dönümlük orman kadar oksijen üretir.

2. Yine bir dönümlük kenevirden, 4 dönüm ağaça eş kağıt üretilebilir.

3. Kenevir tam 8 kez kağıda dönüştürülebilirken, ağaç 3 kez kağıda dönüştürebilir.

4. Kenevir 4 ayda yetişir, bir ağaç ise 20-50 yılda…

5. Kenevir, gerçek bir radyasyon temizleyicidir.

6. Kenevir dünyanın her yerinde yetiştirilebilir ve çok az suya ihtiyaç duyar. Ayrıca kendisini böceklerden koruyabildiği için tarım ilacına da ihtiyaç duymaz.

7. Kenevir ile yapılan tekstil ürünleri yaygınlaşırsa, tarım ilacı sektörü tamamen ortadan kalkabilir.

8. İlk kot pantolon, kenevirden yapılmıştır; hatta “kanvas” kelimesi kenevir ürünlerine verilen isimdir. Kenevir ayrıca ip, halat, çanta, ayakkabı, şapka yapımı için de ideal bir bitkidir.

9. Kenevir, AİDS ve kanser tedavisinde kemoterapi ve radyasyon etkisini azaltma; romatizma, kalp, sara, astım, mide, uykusuzluk, psikoloji, omurga rahatsızlıkları gibi en az 250 hastalıkta kullanılmaktadır.

10. Kenevir tohumunun protein değeri çok yüksektir ve içindeki iki yağ asidi de doğada başka hiçbir yerde bulunmamaktadır.

11. Kenevirin üretimi soyadan bile daha ucuzdur.

12. Kenevirle beslenen hayvanlar, hormon takviyesine ihtiyaç duymaz.

13. Plastik ürünlerin tamamı, kenevirden üretilebilir ve kenevir plastiğinin doğaya dönüşmesi oldukça kolaydır.

14. Bir arabanın gövdesi kenevirden yapılırsa, dayanıklılığı çelikten tam 10 kat fazla olur.

15. Binaların yalıtımı için de kullanılabilir; dayanıklı, ucuz ve esnektir.

16. Kenevirle yapılan sabunlar ve kozmetik ürünler, suyu kirletmez; yani tamamen doğa dostudur.

17. Sayısız faydası olan kenevir, bir zamanlar dünyanın en önemli üretim bitkilerinden biriydi ama bugün, üretimi yasak.

18. Hatta Amerika’da 18. yüzyılda üretimi zorunluydu ve üretmeyen çiftçiler hapse atılıyordu. Ancak durum şimdi tam tersi.
Nedenini ise, şu bilgiler ışığında anlamak hiç de zor değil:
-W. R. Hearst, 1900’lü yıllarda Amerika’da gazete, dergilerin ve medyanın sahibiydi. Ormanları vardı ve kağıt üretiyordu. Eğer kenevirden kağıt yapılırsa, milyonlarını kaybedebilirdi.
-Rockefeller, dünyanın en zengin adamıydı. Petrol şirketi vardı. Bio yakıt olan kenevir yağı da, elbette onun en büyük düşmanıydı.
-Mellon, Dupont şirketinin ana hissedarıydı ve petrol ürünlerinden plastik üretmek için patente sahipti. Ve kenevir endüstrisi, onun pazarını tehdit ediyordu.
-Sonra ise, Mellon ABD Başkanı Hoover’in hazine bakanı oldu. Bu bahsettiğimiz büyük isimler yaptıkları toplantılarda, kenevirin bir düşman olduğuna karar verdiler. Ve onu ortadan kaldırdılar. Medya aracılığıyla, marihuana sözcüğüyle birlikte keneviri, insanların beynine, zehirli bir uyuşturucu olarak kazıdılar. Kenevir ilaçları piyasadan çekildi, bunun yerini bugün kullanılan kimnyasal ilaçlar aldı. Kağıt üretimi için, ormanlar katledildi. Tarım ilaçları ile zehirlenme ve kanser arttı.
Ve derken dünyamızı plastik çöplerle, zararlı atıklarla donattık…
İnsanoğlu, doğayı tüketmenin bir yolunu her zaman bulur ne de olsa; değil mi?
Yararlanılan Kaynak: İndigo Dergisi // [status publish]  [geotag on]  [publicize off|twitter|facebook]  [category istihbarat]  [tags NARKOTİK DOSYASI, ESRAR, HAM MADDE, KENEVİR, İLGİNÇ BİLGİ]
Digi.Security@isnet.net.tr - NARKOTİK DOSYASI :

19 Ağustos 2016 Cuma

TURKISHNY/HER 5 KİŞİDEN BİRİNDE REFLÜ VAR

TURKISHNY
HER 5 KİŞİDEN BİRİNDE REFLÜ VAR
Zaman zaman dayanılmaz mide ağrılarına neden olan reflü, beslenme tarzı ve ve alışkanlıklarla çok yakından ilişkili.
Ülkemizde her 5 kişiden birinde görülen ve gün geçtikçe yaygınlaşan reflünün aslında çok daha fazla sayıda kişinin kapısını çaldığı tahmin ediliyor. Zira kişilerin çoğu basit diyet değişiklikleriyle veya ilaçlarla sağladıkları geçici rahatlamalar nedeniyle doktora gitmiyor.
Toplumda sık rastlanan ve yaşam kalitesini önemli ölçüdre düşüren reflü, beslenme alışkanlıklarıyla çok yakından ilişkili.

Mideden başlayıp boğaza kadar yayılan yanma ve ağrı hissi ise hayatı çekilmez hale getirebiliyor.
Bu nedenle yaşam tarzına dikkat etmek, zararlı alışkanlıklardan kaçınmak ve reflüyü tetikleyen besinleri deneme yoluyla diyetten çıkarmak gerekiyor. Yani herhangi bir besini yemeden önce reflünnün tetikleneceğini düşünmek ve mideyi korumak reflüyü dizginlemenin en önemli yolu.
İşte reflüyü kontrol altına almak için dikkat edilmesi gereken noktalar ve uzak durulmasında fayda olan besinler:

- Turunçgiller; portakal, mandalina, greyfurt, limon, üzüm, karpuz, kavun, yaban mersini, çilek, kızılcık, çekirdekli kara üzüm antioksidan açısından oldukça zengin olmalarına rağmen reflüde dikkatli tüketilmeli. Bu nedenle deneyerek sorun yaratan besinleri diyetinizden çıkarın


- Reflü sorununun boyutuna göre tüm çiğ sebze ve meyveler sorun oluşturabilir. Bunu deneyerek tespit edebilirsiniz. Ancak özellikle brokoli, karnabahar, lahana, brüksel lahanası, bezelye, turp, roka, salatalık midenizde ağrıya, gaz ve şişkinliğe sebep olabilir.


- Yağlı yiyeceklerin midede kalma süresi uzadıkça sindirilmesi için daha fazla sindirim enzimi salgılanıyor. Yağ ve yağlı besinler (kaymak, krema, yağlı soslar, margarin, kuyruk yağı, tereyağı), koyu çay, kahve, çikolata, nane, soğan gibi besinlerin tüketimini azaltın.


- Mide asidinin uyarılmaması için; acı baharatlar, karbonatlı içecekler (kola, soda, gazoz vb), domates, turunçgiller, alkol, çok sıcak ve çok soğuk besinler tüketilmemeli.


- Mideyi fazla şişirmemek için sıvı alımını ana öğünler yerine ara öğünlere kaydırın ve yudum yudum için.


- Yemekten sonra 45 dakika dik pozisyonda oturun.
- Az ve sık beslenin, bir lokmayı en az 10 kere çiğneyin.


- Sıkı kemerler ve dar giysiler reflü şikayetlerinizi arttırır.


- Süt çok fazla gaz yapıyorsa onun yerine laktozsuz süt, ayran veya kefir tercih edebilirsiniz.


- Reflüyü tetiklememek için yemekten sonra en az 1-2 saat uzanmayın, yatağınızın baş kısmını 15 cm yükseltin.


- Çikolata reflü şikayetini artırdığından temkinli olun.


- Reflü teşhisi konan kişilerin sakız çiğnemeden de kaçınmaları gerekir. Çünkü sakız çiğneyince yutulan hava miktarı artıyor ve buna bağlı olarak gaz oluşuyor. Bu da reflüde artışa yol açıyor.

24 Mayıs 2016 Salı

15 DAKİKADA BAĞIRSAK HASTALIĞI TESTİNİ KENDİNİZ YAPIN. CANDIASIS, 21. yüzyılın insanlara hediye ettiği hastalık!”

15 DAKİKADA BAĞIRSAK HASTALIĞI TESTİNİ KENDİNİZ YAPIN.
CANDIASIS, 21. yüzyılın insanlara hediye ettiği hastalık!”
Sağlıklı bir hayat için bu haberi mutlaka okuyun. 15 dakikada bağırsak hastalığı testini kendiniz yapın.
Bağırsaklarınızın florası ne durumda?
Bağırsaklarınızda CANDIDA (kandida) maya mantarının arttığını basit bir testle anlayabiliriz. Bir bardak içme suyuna sabah aç karnına tükürün ve 15 dakika izleyin. Eğer tükürük suyun üstünde kalıyorsa sağlıklı bağırsak florasına sahipsiniz. Eğer tükürük dibe çöküyorsa, saçak gibi aşağıya iniyorsa, kar yağmış gibi oluyorsa veya suya rakı konmuş gibi bulanıyorsa candida bağırsak floranızı bozmuş demektir. Evdeki herkes testi yapsın.
Bir parça yeseniz bile karnınız şişiyor ve ağrıyorsa, yaptığınız bütün diyetlere rağmen karnınızın şişliğini ve sertliğini gideremiyor, lifli besinler tükettiğiniz halde çoğu zaman kabızlık sorunu yaşıyorsanız, yeme krizlerinize çare bulamıyorsanız sebebi büyük ihtimalle candida maya mantarıdır.
Candida mantarları gıdalardan aldığınız sofra şekeriyle imal edilmiş ürünleri ve unlu mamülleri önce piruvat’a sonradan asetaldehid ve karbondioksit’e dönüştürür. Asetaldehid, hem karaciğer hem de mantar tarafından etil alkol’e dönüştürülür. Açığa çıkan karbondioksitin etkisiyle karnınızda şişkinlik ve sertlik oluşur.
“CANDIASIS, 21. yüzyılın insanlara hediye ettiği hastalık!”
Son elli yılda sessiz ve yıkıcı hastalıklarda patlama yaşandı ve tetkiklere, testlere bol bol para harcanırken yanlış teşhisler yanlış ilacların kullanılmasına ve çok daha kötü sonuçlara yol açtı. Kimse bağırsaklarından tüm vucuduna geçen ve organlarına büyük zarar veren Candida Albicans maya mantarı ve onun yol açtığı Candiasis (Kandiyasis) hastalığından şüphelenmedi.
Kandiyasis hastalığı ile mücadele Aşmanya’da son on yılda sağlık bakanlığı politikası haline gelmişken maalesef ülkemizde adını duyan çok az insan var.
Kandiyasis’in sebep olabileceği hastalıklardan obezite, diyabet, kalp damar hastalıkları, hormonal bozukluklar, kanser ve sinir sistemi hastalıkları adeta insanların kaderi haline geldi. Çocuklarda alerjik hastalıklar, akıntılar, tıkanıklıklar, otizm, hiperaktivite ve dikkat bozukluğu giderek artıyor.
Yorgunluk, unutkanlık, asabiyet, cinsel isteksizlik, tahammülsüzlük, durumlarında psikyatrlar ilaçlar yazdı, eklem ağrıları ve ödemler için avuç avuç romatizma ilaçları içildi. Zihinsel ve fiziksel performansı artıracak besin takviyelerini kullanmayan kalmadı, cinsel gücü arttırmak için her yol denendi, saç dökülmesi ve cilt sorunları için derkozmetik ve kozmetiğe harcanan parayı biliyorsunuz.
Kandida mantarından arınarak vücudunuzda varolduğunu düşündüğünüz pek çok hastalıktan ve fazla kilolarınızdan kurtulabilirsiniz.
Peki Kandiyasis nedir?
Bağırsaklarda 100 trilyon bakteri bizimle birlikte yaşar. Normal bağırsak florasında bu bakterilerin %90’ının faydalı bakterilerden olması gerekir. Altta saydığımız nedenlerle yararlı bakteriler azalır, zararlılar çoğalır. Bifidobakteriyum ve laktobasillus adlı faydalı bakterilerin azalmasıyla bağırsak florasındaki denge candida (kandida) lehine bozulur.
Antibiyotikler, antiasitler, mide ülseri ve reflü ilaçları, doğum kontrol hapları, şekerli ve beyaz unlu besinler, hormonlu besinler, tedavilerde kortizon kullanımı, klorlu su içilmesi, bağırsak parazit enfeksiyonları, alkol kullanımı, tetkik öncesi kullanılan barsak temizleyici ilaçlar, yağsız beslenme, kanser tedavileri (kemoterapi, radyoterapi) ve şeker hastalığı katkı maddeleri, ayçiçeği, mısır özü, soya ve margarinlerin omega-3,/omega-6 dengesini bozması, östrojen tedavileri, yanlış diyetler, laksatifler, asitli beslenme sonucu oluşan asidoz, yediğimiz hayvanlar ve bitkilerde kullanılan ilaçlar faydalı bakterilerin azalmasına ve bağırsaklarda kandida mantarı nufüsunun patlamasına yol açtı.
Kısaca gıda ya da ilaç zannederek aldıklarımız, önce bağırsaklarımızın doğal florasını bozdu. Bağırsak geçirgenliğini arttırdı, kanımıza karışan sindirilmemiş maddeler, ağır metaller, katkı maddeleri ile birlikte kandida maya mantarı kılcal damarlara kadar ulaştı ve organlarımıza zarar vermeye başladı.
Kısaca nedenleri:
• Beslenme alışkanlıklarında yapılan hatalar.
• Şekerli besinlerin fazla miktarda tüketilmesi.
• Sezaryen ile yapılan doğumlar.
• Günlük beslenme programında karbonhidratlara ağırlık verme.
• Gereksiz yere kullanılan antibiyotikler.
• Yanlış diyetler, faydalı yağların beslenmeden çıkartılması, laksatif ilaç ve çayların çok kullanılması sonucu bağırsak florasının bozulması.
• Antibiyotik kullanımının artması başta olmak üzere yanlış tedavi yöntemleri bu artışa neden oldu.
Neden olduğu enfeksiyonlar ve belirtileri:
Sıklıkla şeker hastalarının şikâyetlerine benzer şikâyetlere yol açar.
Enfeksiyonunun klasik bir belirtisi alkoliklerde ya da sarılıkta olduğu gibi, karaciğerde bozukluktur. Çünkü mantarlar aynı zamanda alkol de üretir. Bağırsaktaki maya mantarları şekeri alkole dönüştürür. Oluşan alkol, özellikle karaciğer için çok toksiktir
Mantar enfeksiyonu olan birçok kişi eklem ve kas ağrılarından yakınır. Bu şikâyetler muhtemelen mantarların çoğalması sırasındaki metabolizma ürünlerine bağlıdır. Bu durumda uygulanan romatizma tedavisinin yararı olmaz.
Bağırsakta mantar enfeksiyonu olan birçok kişide sürekli olarak burun ve sinüs mukozasında şişme ve tıkanıklık olur. Bağırsak mukozalarında mantarların yaptığı tahriş, diğer mukozalara da (doğrudan mantar enfeksiyonu olmaksızın) yansır.

• Gaz/şişkinlik
• Kabızlık ya da ishal
• Kolit
• Makatta kaşıntı ve kızarıklık, hemeroid
• Adrenal/Tiroid yetmezliği
• Mide yaraları
• Ruhsal ve fiziksel yorgunluk görülür.
• Uyuşukluk/tembellik
• Allerjiler
• Uykusuzluk
• Düşük kan şekeri
• Mide yanması
• İntihar eğilimleri
• Bağırsak ağrıları
• Anti-sosyal davranışlar
• Ağız kokusu ve mide ağrısı
• Pamukçuk
• Kuru ağız
• Parmak/ayak tırnağı mantarı
• Akne ya da pul pul dökülen cilt
• Üşüme/ titreme
• Kimyasallara hassasiyet
• Dişlerde pas benzeri tabaka ve dilde beyazımsı bir görüntü
• Açlık hissi ve aşırı derecede tatlı yeme isteği
• Burun tıkanıklığı ve nefes darlığı
• Kulaklarda iltihaplanma ve kulak çevresinde kaşıntı, çınlama
• Sırt, ense ve omuz ağrısı
• Eklemler ağrıları, eklemde şişmeler
• Ciltte sivilce, akne, kızarıklık, kaşıntı, saç dökülmesi
• Küf benzeri koku
• Şeker ihtiyacını karşılamak için, aşırı derecede yemek yemek ve ayrıca candidanın ürettiği aside bloke etmek için yağ hücrelerinin çoğalması bölgesel yağlanmaya, kilo artışı, obezite
• Gözlerin önünde noktaların uçuşması gibi görme bozuklukları, yaşarma, yanma
• Şiş gözler
• Hormonal dengesizlik
• Kronik vajina ve mesane iltihabı
• Konsantrasyon bozukluğun ve hafıza zayıflığı
• Alkol içilmese de alkol kokan nefes
• Aşırı yorgunluk , bitkin, tükenmiş hissetmek
• Depresyon,
• Uyuşukluk, yanma, karıncalanma, hissizlik
• Kas ağrıları, Kas güçsüzlüğü, uyuşma
• Eklemlerde ağrı, şişme, artrit, artroz
• Karın bölgesinde ağrı
• Kabızlık, ishal, rahatsız edici gaz
• Sorunlu vajinal akıntı, vajinal yanma ya da kaşıntı
• Prostatitis
• Iktidarsızlık
• Cinsel arzu kaybı
• Endometriosis
• Kramp ve regl düzensizlikleri, regl öncesi aşırı gerginlik
• Uykulu olma hissi, koordinasyon bozukluğu
• Sık ruh hali değişimleri
• Huysuzluk ya da çok sinirli olmak
• Konsantre olamamak
• Baş ağrısı
• Sersemlik, denge kaybı
• Kulakların üstünde basınç, şişkinlik ya da karıncalanma hissi.
• Kaşıntı ve kızarıklıklar
• Mide ekşimesinden dolayı boğazda yanma
• Sindirimsizlik, geğirme ve bağırsaklarda gaz
• Dışkıda sümüksü madda
• Dışkının çok kuru ve küçük parçalar halinde olması
• Hemoroit
• Ağız kuruluğu, ağızda kızarıklık ya da kabarcık
• İdrar yaparken yanma
• Postnasal akıntı
• Göğüste ağrı ya da gerginlik
• Nefes darlığı hırıltı
• Öksürük