HEKİMTÜRK TV

12 Nisan 2017 Çarşamba

SOLE MAGNE "SOLE MAGNETİC ÜRÜNLER & DOĞAL TEDAVİNİN TAMAMLAYICISIDIR"

SOLE MAGNETİC ÜRÜNLER DOĞAL TEDAVİNİN TAMAMLAYICISIDIR
Sole Magnetic Ürünler sağlıklı yaşam için gerekli ürünlerdir: Sağlıklı beslenmede ve doğal tedavi sonrası iyileşmeye yardımcı ürünlerdir.                                                       
- Sole Magnetic ürünlerle doğal tedavi sonrası ( Akupuntur, Ayurveda, Fitoterapi, Homeopati, Reiki, Su Jok Terapi, Meridiyen Terapi, Nöral Terapi, Kayropraksi, Osteopati,  Yoga, Ta Chi Chuan, Meditasyon, Shiatsu, Tıbbi Masaj, Taş Terapisi, Naturopati, Refleksoloji,vs.) tedavilerin tamamlayıcı olarak kullanılır.                                                                             
Günlük yaşamda kalitesiz su içmek, kalitesiz sebze, meyve ve yemek ile beslenmek, İş şartları gereği uzun süre oturarak veya ayakta durarak çalışmak vücudumuz da çeşitli hastalıklara sebep olmaktadır. Yukarda isimlerini saydığımız Doğal tıp tedavilerinin tamamlayıcısı Sole Magnetic ürünlerdir. Başlıca Baş, Boyun, Omuz, Bel, Kol, El, Diz, Ayak Bileği ve Ayak ağrılarının tedavisinden sonra Sole Magnetic Ortopedik ürünler kullanılmasını önemle tavsiye ediyoruz.           
- En önemli gıdamız olan suda üç önemli özellik olmalıdır.                                                            
1- İçeceğimiz Sağlıklı suda yeterli mineraller olmalıdır.                                                                  
Sağlıklı suyun mineral yoğunluğu TDSM ile en az 200 ppm göstermelidir. Bu Zem Zem de 750- 800ppm dir. Ne yazık ki içtiğimiz sular 6ppm ila 60ppm arası değişiyor. Bu da bir felaket demektir. 365 gün içeceğimiz su ortalama 350- 400ppm olmalıdır. Himalaya tuzu eriğinden üretilen Alkamine Sole Ph damlası 200ml lik bir bardağa üç damla konulduğunda 350 – 400ppm i gösterir. Bu da sağlık için mükemmel bir sudur. 
                                                                
2- İçtiğimiz sağlıklı suyun Ph 10-10.5 olmalıdır: 
İçilen Kolanın Ph 2.5, etlerin, peynirlerin Ph 4 ve çayın kahvenin Ph 5 dır. Oysa kanımızın Ph 7.4 dür. İşte kanımızın Ph 7.4 dengelemek için içtiğimiz suyun Ph 10 olmalıdır. Beslenmede ki bu yanlışlık vücudumuzun asitlenmesine yani zehirlen-mesine sebep olmaktadır. Bütün hastalıkların en önemli sebebi vücudumuzun bu yanlış beslenmeden zehirlenmesidir. Alkamine Sole Ph damlası ile 200ml lik bir bardağa 3 damla ilave ederek suymuzun Ph nı 10 – 10.5 a çıkarırız. Vücudumuzu bu asitlerden korumuş oluruz. Sağlıklı bir suda böyle olmalıdır.                                                          
3- İçtiğimiz sağlıklı su canlı olmalıdır.                                                                                         
Sular kaynağında canlıdır. Damacanaya giren su 10 saate, boruya giren su 80m den sonra ölür. Ölü su ancak manyetik dalgalarla canlanır. Sole Magnetic Su Çubuğu ve Su Canlandırma Tablası ile su canlandırılır. Ölü su hücre kanalından geçemez. Çanlı su hücre kanalından geçer ve sağlıklı olmamızı sağlar.                                            
- Yemeklerimizde Sole Crystal Himalaya Tuzu kullanmalıyız ki rafine tuzun zararlarında korunalım. Rafine tuz sigaradan daha zararlıdır. Kaya ve deniz tuzu molekülleri kristal yapıda olmadığından hücre zarından geçmez bu yüzden yüksek tansiyona sebep olur. Sole Cristal Himalaya tuzu molekülleri hücre zarından geçerek 84 minerali ile vücudumuzun ihtiyacı olan tüm mineralleri sağlar. Yüksek tansiyona da sebep olmaz.
                                                        
- Sole Ürünlerle içtiğimiz suyun ihtiyacımız olan mineralini, pH nı ve canlanmasını, yediğimiz sebze ve meyvelerin dalından koparılmış gibi taze olması sağlaması Doğal tedavi sonrası vücudumuzun kendini hızla iyileşmesine yardımcı olur.                              
Elk. Mühendisi Fehmi Aslandoğan

MANYETİK ALAN TEDAVİSİ
Kanın en uzaktaki hücrelere kadar gitmesi ve oraları beslemesi gerekmektedir. Bir hücreye kan gitmesi, o hücreye oksijen gitmesini, bağışıklık sistemimizi oluşturan savaşçı hücrelerin, hücre tamiratından sorumlu kök hücrelerin, gıdaların gitmesi
demektir. Kısacası hayat demek kan demek, kan demek sağlıklı yaşam demektir.
Kanın kalpten pompalandıktan sonra en ücra köşeye kadar gitmesi kan damarlarının vazomosyon dediğimiz kasılmaları sayesinde olmaktadır. Büyük damarlar sinirler tarafından uyarılarak kasılmaları sağlanır. Ancak kılcal damarlarda sinir iletimi yoktur. Yaşlılarda ve hastalarda kılcal damarların kasılması azalır. Sağlıklı bir insanda dakikada 30 kere kasılan kan damarı şeker hastalarında dakikada 1 kez kasılır. Bu yüzden şeker hastalarında yara iyileşmesi zor olur. Manyetik alan tedavisi sayesin de kasılmayan kılcal damarlar kasılmaya ve kan akımı hızlanmaya başlar. Bu sayede hücrelere daha fazla gıda, tamirat hücreleri, bağışıklık sistem hücreleri, vitaminler vb. gitmeye başlar. Yaralar iyileşir, hasta hücreler düzelir.

MANYETİK ALAN TEDAVİSİ, uygulanması kolay ve ekonomik olarak da ucuz bir tedavi yöntemidir. Ev kullanımı için satılan ürünler mevcut olup, her evde olması gereken ürürnler arasında olduğunu düşünüyorum.
Op.Dr.Serhat Duruhan: dr.serhatduruhan@hotmail.com  


MAGNETİK TEDAVİ
Astımda mucizevi mıknatıs tedavisi: Bio manyetik yöntemin kan akımını hızlandırdığı ve hücresel faliyetin arttığını bio elektirik akımı düzenleyen neodyum mıknatıslar broşlardaki ödemi ve spazmı çözerek  tıbbi tedavinin de etkisiyle vücudun hastalığı kısa sürede yenmesini sağlamaktadır.                                                                       
Manyetik tedavinin yapılan bilimsel araştırlalarla hiç bir yan etkisinin olmadığı ispatlanmıştır. Neodyum miknatıslar vücudun kendini tedavi etme faktörlerini etkinleştiriyor.        
                                                                                                
Manyetiklerle  (mıknatıslarla) yapılan lokal tedavi yöntemidir. Astım başta olmak üzere kronik inflematuar rahatsızlıklarda uygulanmaktadır. Magnetikler Akupuntur etkisi yanında kan dolaşımını artırıcı ödem giderici ve hücre enerji düzeyini artırıcı faydasından yararlanılmaktadır. Doğal tıp tedavisi ile birlikte uygulandığında faydası daha da artmaktadır.   
Med. Dr. Adnan Atlı: dradnanatli@hotmail.com
   SOLE MAGNETİC ÜRÜNLER

















6 Mart 2017 Pazartesi

İSMAİL GÜNER "GÜNÜMÜZ ATAERKİL DÜZENDE; KADIN ÖZGÜRLÜĞÜNE DAİR KAFAMDA BAZI SORU İŞARETLERİ VARDI"

GÜNÜMÜZ ATAERKİL DÜZENDE; KADIN ÖZGÜRLÜĞÜNE DAİR KAFAMDA BAZI SORU İŞARETLERİ VARDI...
İSMAİL GÜNER
Genel olarak tüm toplumlarda, özel olarak da Mezopotamya ve Anadolu toplumlarında, insanlığın tek yönlü gelişimi zararlı ve yıkıcı etkiler gösterir. Bunun nedenleri araştırıldığında kadınlara din eksenli yaklaşımlardan kaynaklı bir sorun olduğu ortaya çıkar.
Kadın sorununa daha derinlikli yaklaşıldığında, biyolojik bir cins olmanın ötesinde kadının erkeğin hizmetini gören, ona kul-köle olan, görevinin çocuk emzirmek, kocasının şehvetini gidermekten ibaret olduğu görülecektir.
Dolayısıyla Mezopotamya ve Anadolu erkeği hâlâ bundan bin dört yüz sene önceki ortaçağ zihniyetini gütmektedir.
Kadınların örtünmeleri ve eve kapatılmalarının tek nedeni erkeğin ilkel kıskançlığından başka bir şey değildir!
Konuyu biraz açarsak:
“Kadınlara danışmak lâzım fakat dediklerinin tersini yapmak şarttır,” şeklindeki söylemler yanında; “kadının sözü ile hareket eden erkekler için yarım oldukları ve hiçbir hükmü bulunmayacağını” belirtmektedirler…
“Kadınlar aklen ve dinen dûn (aşağı) yaratıklardır…
“Erkeğin payı, iki dişinin payı kadardır… Erkeğe kadına nispetle iki pay verilir…”
“Serkeşlik (itaatsizlik, inatçılık) etmelerinden endişelendiğiniz kadınları dövün…”
“Benden sonra erkekler için kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmadım…”
“Size doğru bir kadının geldiğini gördüğünüz zaman bilesiniz ki size yaklaşan bir şeytandır.”
“Bir kadınla bir erkeğin baş başa bulundukları yerde şeytan üçüncü kişi olarak yer alır”
Buna benzer birçok örnek sıralanabilinir.
Bu yukarıdaki saydıklarım semavi dinî kitabelerin hadis veya ayetlerinden örneklerdir.
Buna rağmen, günümüzde kadın tarafından evden kovulan erkek, kadının yuvasını terk etmesi ve bunu özgürlük adına hâlâ tasavvur ediyorlarsa eğer, korkunç bir toplumsal yıkımla karşı karşıyayız demektir.
20 yıldır yaşadığım İsviçre de ve kadın haklarının gereğinden fazla olmasından ötürü, boşanmalar hızla artmakta ve ebeveynlerin ayrı yaşama seçeneğinden dolayı henüz yetişkin olmayan çocukların ağır travmalarla büyümesine sebep olmaktadır.
Sorunun kaynağına inip neden bir sorun olarak ortaya çıktığını geniş bir şekilde araştırdığımız zaman, bütün nedenleriyle birlikte incelediğimizde sosyal, ekonomik bir neden olmadığı; asıl nedenin bir zihniyet sorunu olduğu ortaya çıkmaktadır…
İşte, bu sığ zihniyet sonucudur ki; Mezopotamya ve Anadolu coğrafyasındaki kadınlar gücüne güvenemeyen, kafasını kendi omuzları üzerinde taşıyamayan, ayakları üzerinde duramayan, özgür bir varlık olarak kendini gerçekleştirmeye cüret edemeyen, ancak durumundan da memnuniyetsiz bir kişiliğin “dırdırcılık” boş konuşmak ve şikâyet dışında bir duruş geliştirmesi mümkün değildir.
Kadın bu geleneksel feodal duruşuyla sorunlarına çözüm gücü, kendi yaşamı hakkında karar gücü olamaz.
Gün geçmiyor ki, medya ekranlarına yansıyan ve basın sayfalarında aylık, yıllık çetelesi tutulan erkek ve kadın intihar haberleri duymayalım. Bedenini pazarlayan ya da reklam aracı olarak kullanan kadın haberleriyle karşılaşmayalım, şu kadar kadın cinayetini duymayalım, şu kadar kadın tecavüzü yaşandığı işitilmesin vs. bütün bu yaşananların esas nedeni; kadının eril egemen toplumdaki erkeği dönüştürmede basiretsiz olmasından kaynaklıdır.
Bir kadın sorunları aşmak için, başta eğitimle okuyarak ve araştırarak, ayrıca yetiştirdiği erkeği dönüştürerek, özgürlük ve eşitlik düzeyini elde edebilir.
Bir aile ne kadar yoksul olursa olsun, eğer çocuk, anne ve babadan güven ve ilgi alarak büyüyorsa; maddi imkânsızlıklar ne olursa olsun olumlu bir kişilik edinebilir.
Geleceğin katillerinin yetişmesini engellemek için ailelere de büyük sorumluluk düşüyor. Çocukluk döneminde ailece eksik bırakılan her şey büyüyünce kişilikte bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Hatta son dönemde örneklerini çokça gördüğümüz şiddet, intihar, bir cinayet, vahşetin çeşitli biçimleri olarak bunun sonuçlarıyla karşılaşabiliyoruz. Irkçı, eril ve dini muhafazakâr iktidar zihniyeti toplumda bu biçimiyle yansımasını buluyor.
Türkiye’de hayatın artık geneline sinmiş olan bu despotik ve saldırgan eril tahakkümün gidişatına aşinayız adeta. Gün geçmiyor ki, medya ekranlarına yansıyan ve basın sayfalarında aylık, yıllık çetelesi tutulan kadın cinayetleri, tecavüz, şiddet, taciz olayları ve intihar haberleri duymayalım.
Bütün bu yaşananların esas nedeni; eril tahakküm zihniyetli erkeğin dönüştürülmesi ve cezalandırılmasındaki basiretsizliktir. Cezalandırma bir yana devletin yasaları ve politikalarıyla olabildiğince cinayet ve şiddet zanlılarını koruduğunu görüyoruz.
Dolayısıyla, Avrupa’nın çağdaş ortak değerlerini benimseyememiş bazı insanlar, işgücüne tek başına gidip gelen kadın için “Kadınlar çalışma hayatına dâhil olduktan sonra evlilikler bozuldu, aileler daha kolay dağılmaya başladı” diye sözler sarf etmektedir.
Günümüzdeyse asıl üretim alanına dâhil olmayan kadınlar durmadan boşanıyor.
Hâlbuki insan emek süreciyle insan olmuştur.
Dolayısıyla en çok bu doğrultuda emek üretmesi gereken kadın kısmıdır.
İster kabul edelim ister etmeyelim.
Deniliyor ki, “kadının evde yüz tane işi, erkeğin dışarıda bir işi vardır.”
O hâlde bu küresel kapitalist dünyadaki anlayışsız zalim eril zihniyete karşı kadının kendisini ve çevresini yılmadan örgütlemesi lazım!
Kadınlara yönelik sorunların çözümlenmesinde bunun öğretimle bir ilgisi yok, temel eğitim ile doğrudan ilgisi var.
Kadın toplumsal yaşamın öznesidir.
Her şeyden önce kadın erkeğin anası olarak ilk besleyeni, terbiye edeni, erkeğe nitelik ve kişilik kazandırarak karakterini belirleyendir.
Demem o ki, bir ailede, bir toplumda, bir ülkede hayatı beraber sürdüren çiftlerden erkeğin davranışları olumluysa eğer, o aile, o toplum ve o ülke kadını; eşit ve özgür yaşadığını pekâlâ görebiliriz.
Temel ilke olarak cinsler; erkek veya kadın eşittir.
Yaşamın tüm alanlarında eşit olmalıdır.
İnsanlığın varoluşundan itibaren kadın ve erkek iki cinsin eşitliğine doğru temelde yaklaşan Alevi öğretisinde en iyi şekilde temsilini görebiliriz.
Günümüzde Halkların Demokratik Partisi (HDP)’nin oluşturduğu eşbaşkanlık sisteminde de bunun temsilini görebiliriz.
Kadın özgürlüğünden dem vuranlar şunu iyi bilsin ki; 
ERKEK ÖZGÜRLEŞTİRİLMEDEN KADIN ÖZGÜR OLAMAZ. 
Diyorum!..
İsmail Güner

19 Aralık 2016 Pazartesi

TAŞ DEVRİ DİYETİ KALP KRİZİNİ ÖNLÜYOR

TAŞ DEVRİ DİYETİ KALP KRİZİNİ ÖNLÜYOR!..
Araştırma, 8 hafta boyunca tamamen Paleo diyeti (Taş Devri insanının o dönemde ki beslenme tarzı) ile beslenmenin kalp krizi geçirme riskini büyük ölçüde azalttığını ortaya koydu.
ABD'deki Houston Üniversitesi'nin gerçekleştirdiği bir araştırma, 8 hafta boyunca tamamen Paleo diyeti (Taş Devri insanının o dönemde ki beslenme tarzı) ile beslenmenin kalp krizi geçirme riskini büyük ölçüde azalttığını ortaya koydu.
Araştırmacılar, Paleo diyetinin damar tıkanıklarını ortadan kaldırmada önemli rol oynadığının altını çizerek, söz konusu diyetin vücut sağlığına kısa sürede büyük katkı yaptığının altını çizdi. Detayları önümüzdeki hafta gerçekleştirilecek Dünya Kalp Hastalıkları Konferansı'nda açıklanacak Paleo diyeti, meyve-sebze, yağsız et, deniz ürünleri, yemişler ve zeytinyağı gibi besinlerin tüketilmesini içeriyor. 'Mağara dönemi beslenmesi' diye de adlandırılan diyette süt ürünlerinden uzak durulurken, pilav, makarna, fast food ve tatlı gibi gıdaların tüketilmemesi öneriliyor. Ekmeğin yasak olduğu bu diyette mısır ve patates gibi şeker oranı bakımından yüksek olan besinlerden de uzak duruluyor.

23 Kasım 2016 Çarşamba

PSİKODER: "Evdeki Terörü Durduracak Kitap!"


Evdeki Terörü Durduracak Kitap!

Psikoterapi, aşk, evlilik, yakın ilişkiler ve cinsellik konularında yazdığı kitaplarla binlerce okuruna umut ışığı olan Psikoterapist Cem Keçe, eşi EFT ve NLP Uzmanı Merih Keçe ile birlikte kaleme aldığı 21. kitabı KADINCA ile ev terörünü durdurmayı, kadını özgür ve gerçek kimliğiyle tanıtarak ve en açık haliyle anlatarak, toplumsal alanda özgürleştirmeyi hedefliyor.
MUTLU KADIN MUTLU TOPLUM...
Mutlu insan, mutlu toplum demektir. Mutsuz insan ise terörize olmuş bir toplumu meydana getirir. Toplumsal mutluluğun ve huzurun anahtarı ise, ilişkisinde ve yaşayışında mutlu ve huzurlu olan, tam manasıyla anlaşılabilmiş kadındır. Mutlu kadın, müreffeh, mutlu, huzurlu ve terörden uzaklaşan toplum demektir. Toplumsal kimliği oturmamış, erkek tarafından doğru algılanmamış, dili çözülmemiş kadın mutsuzdur. Mutsuz bir anne ve mutsuz bir eş olarak kadın önünde sonunda toplumun genelini etkileyecektir. İşte bu noktada, içeriğiyle türünün tek örneği olmaya aday olan KADINCA, önemli bir rolü üstlenerek, okuyucusunun kadın olgusu hakkındaki yanlış bilgilerini, bilimsellik ışığında gerçeğe ve doğruya dönüştürmeyi hedeflemektedir. 
ÇOK ÖZEL VE FARKLI DİLLER: “KADINCA VE ERKEKÇE”
Kadınlar ve erkekler birbirlerinden hem fizyolojik hem de psikolojik olarak farklıdırlar ve bu farklılıkları hayatın her anına yansıtırlar. Kadın da erkek de bu farklılıklarından doğan iki dili kullanırlar: “KADINCA ve ERKEKÇE…” Ancak yaşam içinde karı-koca, anne-oğul, baba-kız, iki arkadaş ya da sevgili olarak çeşitli roller içinde iletişimde olan kadın ve erkek, farklılıklarını algılamadıklarından, aynı dili konuşmadıklarından, bu yüzden de doğru iletişimi kuramadıklarından dolayı çatışma içine girerler.
KADINLARI ANLAMA REHBERİ: “KADINCA”
Yıllar süren psikoterapi, cinsellik, evlilik ve çift ilişkileri çalışmalarıyla tanınan ve bugüne kadar yüzlerce danışanının sorunlarını çözme başarısı gösteren ünlü Psikoterapist Cem Keçe, bu çatışmalara bir son vermek ve kadınla erkeği ‘barıştırmak’, birbirlerini anlamalarını sağlayabilmek için ERKEKÇE kitabını yazarak erkeklerin dünyasını kadınlara açtı. Keçe serinin devamında şimdi de eşi EFT ve NLP Uzmanı Merih Keçe ile birlikte kadınların dünyasını erkeklere anlatmak için KADINCA’yı kaleme aldı.
PEKİ NEDEN KADINCA?
Psikoterapi ve Psikoterapistler Derneği (PSİKODER) psikoterapistlerinin her çiftin okumasını tavsiye ettiği “KADINCA” adlı bu eşsiz eserle, kadınların dilini anlamak, kadınların iç dünyalarını keşfetmek, kadınların kendilerine aynadan bakmasını sağlamak, erkekler için ‘Kadınlar ne isterler?’ sorusunu yanıtlamak, kadınların dünyaya nasıl baktıklarını ve mantıklarının nasıl işlediğini irdelemek, kadın olmanın tüm ayrıcalıklarını okuyucusuna tüm açıklığıyla anlatmak için yazıldı.
KADINA DAİR HER ŞEY VE DAHA FAZLASI İÇİN...
Keçe çiftinin birlikte kaleme aldığı bu eser, erkeklerin kadınlara olan bakış açılarını değiştirecek, ilişkilerdeki açmazlara yönelik çözümler geliştirilebilecek, kadınların daha iyi tanınmasını ve algılanmasını sağlanacak, Türkiye’de A’dan Z’ye kadının kimliğinin doğru okunmasına katkı verecek, kadının ve erkeğin birbirini daha iyi anlamasından doğacak mutlu, keyifli, sağlıklı ve uzun ömürlü ilişkiler kurulabilmesini kolaylaştıracak bilgilerle dolu. KADINCA ve ERKEKÇE kitapları ile mutsuz ve monotonlaşan ilişkilerin geçmişte kalması mümkün...
-----------------------------------------------------------------------------------------------
5 Kasım 2014 Tarihli ve 29166 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olan 6563 Sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun 1 Mayıs 2015 Tarihi İtibari İle Yürürlüğe Girmiştir. 6563 Sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda; Ticari elektronik iletiler, alıcılara ancak önceden onayları alınmak kaydıyla gönderilebilir. denildiğinden, PSİKODER olarak önceden almış olduğumuz eğitim ve bilgilendirme kayıt formları ile bu izinleri almış bulunmaktayız.

Buna göre PSİKODER size göndereceği bilgilendirme ve hatırlatma mesajlarını almayı kabul etmiyorsanız aşağıda göreceğiniz (listeden çıkış) bağlantımıza tıklamanız yeterlidir.

Aşağıdaki linki tıklamamanız halinde yasa gereğince zımnen izin verdiğiniz kabul edilecektir. 

PSİKODER
Türkiye Psikoterapi ve Psikoterapistler Derneği

23 Eylül 2016 Cuma

ESRAR’IN (MARİJUANA) HAM MADDESİ OLAN KENEVİR HAKKINDA ÇOK İLGİNÇ & ÇOK ENTERESAN 18 BİLGİ‏!..

ESRAR’IN (MARİJUANA) HAM MADDESİ OLAN KENEVİR HAKKINDA
ÇOK İLGİNÇ & ÇOK ENTERESAN 18 BİLGİ‏!..
Dünyanın En Önemli Endüstriyel Bitkisi İken; Bazı ülkeler ile özellikle Türkiye Cumhuriyetinde Üretimi Yasaklanan Kenevir Hakkında 18 Çok İlginç Bilgi:
Kenevirin üretimi ve satışı, dünyanın bazı ülkelerinde tamamen yasaklıdır; bazılarında ise kısıtlı olarak yapılabilmektedir. Türkiye de, kenevirin yasaklı olduğu ve uyuşturucu sınıfında yer aldığı ülkelerden biri. Dolayısıyla kenevir deyince, sizin de aklınıza sadece “marijuana” geliyor olabilir; üzülmeyin çünkü suç sizde değil.
Peki eski tarihlerde üretimi yaygın olan ve hatta Amerika’da üretimini yapmayan çiftçilerin hapse atılmasına neden bu bitki, niçin bizim düşmanımız? Kenevir bize ne etti? Bu sorunun cevabını vermeden önce, kenevirin hiç bilmediğiniz faydalarına bir bakalım:
Neden yasaklandığı yazının en altında açıklanıyor okuyunuz
1. Bir dönümlük kenevir, 25 dönümlük orman kadar oksijen üretir.

2. Yine bir dönümlük kenevirden, 4 dönüm ağaça eş kağıt üretilebilir.

3. Kenevir tam 8 kez kağıda dönüştürülebilirken, ağaç 3 kez kağıda dönüştürebilir.

4. Kenevir 4 ayda yetişir, bir ağaç ise 20-50 yılda…

5. Kenevir, gerçek bir radyasyon temizleyicidir.

6. Kenevir dünyanın her yerinde yetiştirilebilir ve çok az suya ihtiyaç duyar. Ayrıca kendisini böceklerden koruyabildiği için tarım ilacına da ihtiyaç duymaz.

7. Kenevir ile yapılan tekstil ürünleri yaygınlaşırsa, tarım ilacı sektörü tamamen ortadan kalkabilir.

8. İlk kot pantolon, kenevirden yapılmıştır; hatta “kanvas” kelimesi kenevir ürünlerine verilen isimdir. Kenevir ayrıca ip, halat, çanta, ayakkabı, şapka yapımı için de ideal bir bitkidir.

9. Kenevir, AİDS ve kanser tedavisinde kemoterapi ve radyasyon etkisini azaltma; romatizma, kalp, sara, astım, mide, uykusuzluk, psikoloji, omurga rahatsızlıkları gibi en az 250 hastalıkta kullanılmaktadır.

10. Kenevir tohumunun protein değeri çok yüksektir ve içindeki iki yağ asidi de doğada başka hiçbir yerde bulunmamaktadır.

11. Kenevirin üretimi soyadan bile daha ucuzdur.

12. Kenevirle beslenen hayvanlar, hormon takviyesine ihtiyaç duymaz.

13. Plastik ürünlerin tamamı, kenevirden üretilebilir ve kenevir plastiğinin doğaya dönüşmesi oldukça kolaydır.

14. Bir arabanın gövdesi kenevirden yapılırsa, dayanıklılığı çelikten tam 10 kat fazla olur.

15. Binaların yalıtımı için de kullanılabilir; dayanıklı, ucuz ve esnektir.

16. Kenevirle yapılan sabunlar ve kozmetik ürünler, suyu kirletmez; yani tamamen doğa dostudur.

17. Sayısız faydası olan kenevir, bir zamanlar dünyanın en önemli üretim bitkilerinden biriydi ama bugün, üretimi yasak.

18. Hatta Amerika’da 18. yüzyılda üretimi zorunluydu ve üretmeyen çiftçiler hapse atılıyordu. Ancak durum şimdi tam tersi.
Nedenini ise, şu bilgiler ışığında anlamak hiç de zor değil:
-W. R. Hearst, 1900’lü yıllarda Amerika’da gazete, dergilerin ve medyanın sahibiydi. Ormanları vardı ve kağıt üretiyordu. Eğer kenevirden kağıt yapılırsa, milyonlarını kaybedebilirdi.
-Rockefeller, dünyanın en zengin adamıydı. Petrol şirketi vardı. Bio yakıt olan kenevir yağı da, elbette onun en büyük düşmanıydı.
-Mellon, Dupont şirketinin ana hissedarıydı ve petrol ürünlerinden plastik üretmek için patente sahipti. Ve kenevir endüstrisi, onun pazarını tehdit ediyordu.
-Sonra ise, Mellon ABD Başkanı Hoover’in hazine bakanı oldu. Bu bahsettiğimiz büyük isimler yaptıkları toplantılarda, kenevirin bir düşman olduğuna karar verdiler. Ve onu ortadan kaldırdılar. Medya aracılığıyla, marihuana sözcüğüyle birlikte keneviri, insanların beynine, zehirli bir uyuşturucu olarak kazıdılar. Kenevir ilaçları piyasadan çekildi, bunun yerini bugün kullanılan kimnyasal ilaçlar aldı. Kağıt üretimi için, ormanlar katledildi. Tarım ilaçları ile zehirlenme ve kanser arttı.
Ve derken dünyamızı plastik çöplerle, zararlı atıklarla donattık…
İnsanoğlu, doğayı tüketmenin bir yolunu her zaman bulur ne de olsa; değil mi?
Yararlanılan Kaynak: İndigo Dergisi // [status publish]  [geotag on]  [publicize off|twitter|facebook]  [category istihbarat]  [tags NARKOTİK DOSYASI, ESRAR, HAM MADDE, KENEVİR, İLGİNÇ BİLGİ]
Digi.Security@isnet.net.tr - NARKOTİK DOSYASI :

19 Ağustos 2016 Cuma

TURKISHNY/HER 5 KİŞİDEN BİRİNDE REFLÜ VAR

TURKISHNY
HER 5 KİŞİDEN BİRİNDE REFLÜ VAR
Zaman zaman dayanılmaz mide ağrılarına neden olan reflü, beslenme tarzı ve ve alışkanlıklarla çok yakından ilişkili.
Ülkemizde her 5 kişiden birinde görülen ve gün geçtikçe yaygınlaşan reflünün aslında çok daha fazla sayıda kişinin kapısını çaldığı tahmin ediliyor. Zira kişilerin çoğu basit diyet değişiklikleriyle veya ilaçlarla sağladıkları geçici rahatlamalar nedeniyle doktora gitmiyor.
Toplumda sık rastlanan ve yaşam kalitesini önemli ölçüdre düşüren reflü, beslenme alışkanlıklarıyla çok yakından ilişkili.

Mideden başlayıp boğaza kadar yayılan yanma ve ağrı hissi ise hayatı çekilmez hale getirebiliyor.
Bu nedenle yaşam tarzına dikkat etmek, zararlı alışkanlıklardan kaçınmak ve reflüyü tetikleyen besinleri deneme yoluyla diyetten çıkarmak gerekiyor. Yani herhangi bir besini yemeden önce reflünnün tetikleneceğini düşünmek ve mideyi korumak reflüyü dizginlemenin en önemli yolu.
İşte reflüyü kontrol altına almak için dikkat edilmesi gereken noktalar ve uzak durulmasında fayda olan besinler:

- Turunçgiller; portakal, mandalina, greyfurt, limon, üzüm, karpuz, kavun, yaban mersini, çilek, kızılcık, çekirdekli kara üzüm antioksidan açısından oldukça zengin olmalarına rağmen reflüde dikkatli tüketilmeli. Bu nedenle deneyerek sorun yaratan besinleri diyetinizden çıkarın


- Reflü sorununun boyutuna göre tüm çiğ sebze ve meyveler sorun oluşturabilir. Bunu deneyerek tespit edebilirsiniz. Ancak özellikle brokoli, karnabahar, lahana, brüksel lahanası, bezelye, turp, roka, salatalık midenizde ağrıya, gaz ve şişkinliğe sebep olabilir.


- Yağlı yiyeceklerin midede kalma süresi uzadıkça sindirilmesi için daha fazla sindirim enzimi salgılanıyor. Yağ ve yağlı besinler (kaymak, krema, yağlı soslar, margarin, kuyruk yağı, tereyağı), koyu çay, kahve, çikolata, nane, soğan gibi besinlerin tüketimini azaltın.


- Mide asidinin uyarılmaması için; acı baharatlar, karbonatlı içecekler (kola, soda, gazoz vb), domates, turunçgiller, alkol, çok sıcak ve çok soğuk besinler tüketilmemeli.


- Mideyi fazla şişirmemek için sıvı alımını ana öğünler yerine ara öğünlere kaydırın ve yudum yudum için.


- Yemekten sonra 45 dakika dik pozisyonda oturun.
- Az ve sık beslenin, bir lokmayı en az 10 kere çiğneyin.


- Sıkı kemerler ve dar giysiler reflü şikayetlerinizi arttırır.


- Süt çok fazla gaz yapıyorsa onun yerine laktozsuz süt, ayran veya kefir tercih edebilirsiniz.


- Reflüyü tetiklememek için yemekten sonra en az 1-2 saat uzanmayın, yatağınızın baş kısmını 15 cm yükseltin.


- Çikolata reflü şikayetini artırdığından temkinli olun.


- Reflü teşhisi konan kişilerin sakız çiğnemeden de kaçınmaları gerekir. Çünkü sakız çiğneyince yutulan hava miktarı artıyor ve buna bağlı olarak gaz oluşuyor. Bu da reflüde artışa yol açıyor.